← Tüm yazılar

Egoist ile Diğerkâm Arasında: Merkezde Buluşmak

"Egoist", Latince "ego" (ben) kökünden gelir, kendini (egosunu), kendi çıkarını merkeze alan kişi demektir. "Diğerkam" ise Farsça "diğer" (başkası) + "kam" (istek) kökünden gelir; başkasının isteğini, iyiliğini merkeze alan kişidir. (Fedakar).

Yani "ben" merkezli olana karşı "öteki" merkezli bir kelimedir. Kavramsal olarak birbirinin karşıtıdır.

Aslında Berkayca doğru olan ne egoist olmak ne de fedakar (Diğerkam) olmaktır. Esas olan orta yolu yapabilmektir. Aristoteles'in "orta yol" (mesotes) fikri tam da bunu söylüyor. Erdem iki aşırı ucun ortasındadır. Cömertlikle savurganlığın arası ya da sevmekten bir o kadar korkarak hayatını feda etmek ya da büyük bir fedakarlıkla vererek sevmek yine feda etmek gibi. Aynı mantıkla saf egoizm (sadece kendini düşünmek) bir uç, saf fedakârlık/Diğerkam (kendini hiç düşünmemek) ikisi de dengesizdir.

Bu arada ufacık bir hatırlatma: Protagoras'ın dediği gibi "insan her şeyin ölçüsüdür" ve insan kendi ölçüsüyse, Aristoteles bize bu ölçünün nerede olduğunu gösterir: iki ucun ortasında.

Aristoteles Nikomakhos'a Etik'te ilginç bir ayrım yapar. "Kötü anlamda kendini sevmek", kırılgan benliği -çocuk kalmış benliği- ayakta tutmak için haz, para, statü peşinde koşmaktır. Bunlar kırılgan benliğe bir bastondur. "Asil anlamda kendini sevmek" ise kendi erdemini, gerçek iyiliğini istemektir.

Kendini doğru şekilde seven insan, der Aristoteles, en iyi dost da olur. Çünkü artık çocuk kalmış egosunun gözünden değil, yetişkin bilincinin gözünden sever ve paylaşır.

Kırılgan ego güçlüyken bilince baskın gelir. O zaman karşılanan, hayattaki gerçek ihtiyaçlar değil, egonun ihtiyaçlarıdır. Ama ego bilince taşındığında (Jung), yani fark edildiğinde, ihtiyaçlar artık gerçek birer seçim haline gelir. Bu durumda sevgiyi de, parayı da ya da mevkiyi de sağlıklı olarak tercih edersiniz. Yaralı ego ile değil, sağlıklı bilincin kararı ile tercih edersiniz. Ve sağlıklı ego, kendini korumak için kullanılan aşklara (ihtiyaçlardan doğan evlilikler dahil), zenginliğe, mevkiye ihtiyaç duymaz. Elinden alınırsa ego çöküp başka arayışlara geçmez.

Bunu başarabilen biri için kendi iyiliği ile başkasının iyiliği çelişmez, örtüşür. Çünkü egonun istekleri, hayal kırıklıkları, acıları artık zihne ulaşmıştır ve buna öz farkındalık diyoruz. Eğer egonun hamurunda iyilik varsa, o kişi sağlıklı bir yetişkin bilinçle hayatı geçirmiş ve keyif aldığı, ürettiği bir hayata yönelmiştir.

Benzer bir fikri 20. yüzyılda Erich Fromm Sevme Sanatı kitabında şöyle dile getirir: Kendini sevmek ile birini sevmek birbirine zıt değildir. Hatta biri olmadan diğerinin sağlıklı olması pek olası değildir. Kendine değer vermeyen biri başkasına da gerçek anlamda değer veremez; sürekli fedakarlık bazen bir tür bastırılmış kızgınlığa ya da kendini kaybetmeye dönüşür.

Bir insanın kendine değer verebilmesi için bunu bebek/çocuk yaşta alması gerekiyor, aksi takdirde ego, günlerdir aç ve susuz kalmış bir insan gibi, o nesneden o nesneye araya boşluk koymadan hayatını heba ediyor ve acı dolu bir yürekle kendisi hariç herkesi haksız bularak ilerliyor (burada nesne para, mevki, güç ya da aşk olabilir). Aslında egoizmin doğduğu yer burası oluyor. Vicdan kaybının en güçlü oluştuğu yer de tam olarak burası oluyor.

Sağlıklı olan ne salt "egoizm" ne salt "diğerkamlık", ikisinin de dengeli birleşimidir. Kendi ihtiyacını, sınırlarını, iyiliğini gözetirken karşındakini de gözetebilmektir ve karşındakinden de bunu beklemektir. Bunun için felsefede net bir Türkçe kelime yok ama "Adalet" kavramı bazen bu dengeyi kapsayacak şekilde kullanılabilir diye düşünüyorum. Adalet kavramı herkese, kendin dahil, hakkını vermektir. Ayrıca şunu da özellikle eklemek istiyorum: merkezde kalabilmenin diğer en önemli yolu ise "tolere ettiğiniz şey standardınızdır."

Kendini tanıma yolculuğunda ise muhakkak bir aynaya ihtiyaç duyuyoruz. Kendi kendimize tuttuğumuz aynamız ego kırılgan ve bozuk ise, kendini tanıma yolculuğu hem kendine hem de başkalarına zarar vererek, kırıp döküp ilerlenen bir yolculuktur. Egoist, kendi durumunu kabul ettiği noktada -ki en zor kısım budur, çünkü egoist dünyayı suçlar ve aynada sadece kendini gördüğünü sanır- merkeze doğru ilerleyerek hem kendi hem de dünya için adaletli bir davranma durumuna geçmeye başlar. Ya da tam tersi, "Diğerkam" fazla fedakarlıkla kaybettiklerinin farkına vardıkça, o da kendini düşünerek merkeze doğru ilerlemeye başlar.

Ne mutlu merkezde buluşup sevmeyi, paylaşmayı, üretmeyi ve birbirlerine karşı adalet sağlayan kendi ölçülerini bulmuş insanlara.

Bu yazımı burada sonlandırıyorum. Bir dahaki yazımda Egoistlik ve Diğerkamlığın oluş sebeplerine, "Ben"in ne olduğunu kendi bakış açımla anlatmaya çalışacağım.

Sevgilerimle

Berkay Altunbay