Sevgi İyileştirir mi ?
Bundan bir ya da iki sene önce sorsanız, çocukça bir bakışla buna evet diyebilirdim. Ancak son bir senedir şunu fark ettim: Herkesin sevgi tanımı ve sevgi anlayışı birbirinden çok farklıdır. Aslında sevmenin biçimi çoğunlukla insanın kendi içinde göremediği tarafıyla, iç dünyasındaki henüz tanıyamadığı çocuk egosuyla (iç çocuk da diyebiliriz, bilinçdışındaki en derin yer) şekillenir…
Aşağıda yazdığım birkaç ilişki örneğini kendinize uzak ya da yakın bulabilirsiniz. Ancak bu ilişkileri yaşayan insanlar sizden, bizden birileri: üniversite bitirmiş, yakışıklı erkekler ya da güzel kadınlar. Aşağıdaki örnekleri kendi deneyimlerinizle kıyaslayarak okumanızı ve sevginin gerçekten ne olduğunu birlikte sorgulamayı öneriyorum. Sonuç bölümünde ise kendi sevgi tanımımı anlatacağım; aslında tanımdan öte, sevginin nasıl iyileştirebileceğini.
Size şu şekilde örnekler vermek istiyorum:
Çocukluğunda anne babası arasında şiddete tanık olmuş bir kadın, yetişkinliğinde çoğu zaman benzer bir adama çekilir. Ona kötü davranan bir adamın duygu ve davranışlarını yetişkin bilinci reddetse de iç dünyası ondan kopamaz, onun iyi yönlerini görmeye çalışır ve onu bu anlamda sever onu iyileştirmek için mücadele eder. Bu söylediğim size tuhaf gelebilir, ama burada karar veren çoğu zaman bilinç değil, onunla her gün yaşayan çocuk egosudur (John Bowlby bağlanma kuramı da aşağı yukarı bunu anlatır). Ya da tam tersi: Sert mizaçlı bir erkek, ailesinde, atalarında benzer şeyler yaşamış kadınlara yönelmeye meyillidir. Çünkü bu erkek sevgiyle büyümüş bir kadına bunu bir kez yapar, ikincisinde kadın onu terk eder. Yani bu ilişkinin sürmesi için iki tarafın da birbirini terk edemediği bir ilişkinin kurulması gerekir.
Peki bu örnekteki çift neye sevgi diyor? Bu sizin için çok saçma olabilir ama onlar için sevginin tanımı bu. Ama bu sevgi mi, yoksa çocukken öğrenilmiş bir yaranın tanıdık sıcaklığı mı? Bu çift birbirinden ayrılsa dahi, kendi çocuk benliğini tanıma yolculuğuna çıkmadıkça, farklı yüzlerde ve bedenlerde çocuk egolarının öğrendiği o sevgiyi aramaya devam edecekler. Ve sonunda yine boşanmalar, mutsuzluklar vs.
Ya da çocukluğunda koşullu sevilmiş, hatta istenmeyen bir çocuk olmuş bir kadın ya da erkek düşünün. Büyüdüğünde ya büyük aşk acılarına düşer ya da tam tersi, ilişkisinde köle olur. Kendisine sevgisini kalpten veremeyecek, bir şeye bağımlı (illa madde olarak düşünmeyin) ve karşı tarafın onun üstüne düşerek anne baba rolü üstlenmesini sağlayan insanlara çekilir. Flört evresi geçince bir taraf sevgisini gösteremez, göstermek istemeyen hâle gelir, içindeki narsistik arızalar ortaya çıktıkça diğer taraf bu duyguların içinde boğularak onu iyileştirmeye çalışır ve onun yükü altında ezilir. Bir taraf karşısındakini nesne olarak görür, diğer taraf ise bunun adını aşk olarak adlandırır. Ama burada kimse tamamen masum da değildir, zira kurtarıcı olan taraf da aslında kendi çocukluğundaki o görülmeme duygusunu, birini iyileştirerek görülme ihtiyacıyla kapatmaya çalışmaktadır. İkisi de anne yada babasının onları görmediği, değer vermediği tarafları ile ilişki içinde yaşamaya devam eder.
Buradaki örnek çiftte sevginin tanımı budur.Ama bu sevgi mi, yoksa iki yaranın birbirine tutunması mı sizce? Bu çift birbirinden ayrılsa dahi, kendini tanıma yolculuğuna çıkmadıkça, farklı yüzlerde ve bedenlerde çocuk egolarının öğrendiği o sevgiyi aramaya devam edecekler. Hatta bu tip örneklerde yine adını “aşk” kisvesi altında o ilişkiden o ilişkiye koşacaklardır. Düşünün boşandıktan bir sene sonra başka biri ile evlenmek nasıl mümkün olabilir sağlıklı biri insan için ya da partnerinden ayrılınca bir ay sonra hayatınıza soktuğunuz bir insan ile nasıl sağlıklı bir ilişki yaşayabilirsiniz. Ve sonunda yine boşanmalar, mutsuzluklar vs.
Bu örnekte ise anne babaları olmasına rağmen, yoğun iş hayatları yüzünden ebeveynlerinin onları aynalamadığı ya da aynı evde yaşamalarına rağmen onları görmeden, sağlıklı bir bağ kurmadan büyüttüğü çocuklar var. Bu çocuklar yetişkin olduklarında yalnız kalmamak için bir ilişkiye sığınan, karşı tarafa peşin peşin bolca sevgi ya da cinsellik sunarak onu kendine bağlamaya çalışan ve bu şekilde hayatta kalmaya çalışan insanlara dönüşürler. Bu insanlar için yalnızlık kabul edilemez bir durumdur. İlişkileri bittiğinde anında yeni bir ilişki kurarlar, bu ilişki yalnızca cinsellik üstüne kurulu bile olabilir ve yine bir diğerine geçerler. Öz benlikleri çökmesin diye “ilişki yaşıyorum” düşüncesiyle (kendileri de buna inanır) birinden diğerine savrulurlar.
Bu insanlar içinde sevginin tanımı bu. Sizler bu insanlara çapkın dersiniz, ama onlar buna sevgi, aşk derler. Peki bu sevgi mi, yoksa yalnız kalmamanın bedeli mi? Kişi kendini tanımadan, ihtiyaçlarından içindeki o kocaman derin boşluktan doğan bir sevgi tanımı bu. Siz bunu okurken saçma bulabilirsiniz. Ama bu model onlar için gerçekten sevgi Ve onlar da kendilerini tanıma yolculuğuna çıkmadıkça farklı yüzlerde, farklı bedenlerde aynı boşluğu doldurmaya çalışacaklar.
Bu örnekler hiç bitmez, ama son bir örnek vereyim. Kişi evli olabilir, çocukları ve kocaman bir ailesi olabilir. Ancak bu o kişiyi doyurmaz. Başka iki ilişkisi daha olabilir, eşi de bunları biliyor olabilir. Ama o kişi “hata ettim” diyerek geri dönerse eşi bu durumu affedebilir. Buradaki eş de inanın, seviyor ve bırakamıyor. Ama bırakamamak sevgi midir?
Dediğim gibi, bu örneklerin yüzlercesini ve yukarıdaki örneklerin kendi içindeki kombinasyonlarını yaratarak kendi sosyal çevremden çok fazla acı ama üstü mutluymuş gibi yaşanan örnekleri sayfalarca yazabilirim. Belki bu örnekleri kendinize yakın buldunuz, belki de “benim ilişkim bunlara benzemiyor” diyorsunuz. Sizde kendi sevgi tanımınızı dürüstçe düşünün. Ancak şunu bilmeliyiz: İçinizde yaşayan çocuk egonuz, sizi yetiştiren ebeveynlerinizden siz çocukken hangi sevgi türünü aynaladıysa, siz de bugün çoğu zaman farkında olmadan ona uygun bir partner seçiyor ve çocuklukta öğrendiğiniz o ilişkiyi yeniden tekrar tekrar deneyimliyorsunuz.
O zaman asıl soru şu: Sevgi mi mutsuz ediyor, yoksa sevgi sandığımız şey mi? Benim düşüncem şu ki bu örneklerin hiçbirinde insanları mutsuz eden sevgi değil. Mutsuz eden, “sevgi” kılığına girmiş ihtiyaçlar ve korkulardır. İhtiyaçlarınızdan ya da korkularınızdan arınmadan, çocuk egonuzun neye ihtiyaç duyduğunu ve bu ihtiyaçların içindeki yanlışları görmeden adım attığınız her ilişki, büyük ihtimalle mutsuz evlilikler, hayal kırıklıkları ve aldatmalarla dolu olacaktır.
Peki ne yapacağız, kaderimiz bu mu? Bence hayır. Çocukluğumuzu değiştiremeyiz ama onu görebiliriz. Gördüğümüz şey de artık bizi eskisi kadar yönetemez. Size “anne babası tarafından sevilmiş ve görülmüş birini bulun” diyebilirdim, ama bunun hemen hemen hayal olduğunu düşünürsek ve dürüst olmak gerekirse çoğumuzun da öyle bir çocukluğu olmadığını kabul edersek, önce kendi yolunuzu yürüyün derim. Bir profesyonel eşliğinde yetişkin bilinciniz ile çocuk egonuz arasında bir iletişim başlatın. Sonra da kendini tanıma yolunda ilerleyen, çabalayan ve bu yolda bir nebze mesafe almış biriyle sevgiyi deneyimleyin. Aksi takdirde mutluluğu başka yerlerde ararsınız: Kimi işkolik olur, kimi birçok meşguliyet yaratıp onların altına saklanır, kimi alkole ya da maddeye sığınır, kimi kendini suçlar Ama akşam anahtarınızla kapıyı açıp girdiğiniz evde ateşler içinde yanarsınız.
Bu metni, hayatında dengeyi arayanların ve özellikle kendini tanıma yolculuğunda mücadele eden insanların sayısının artması dileğiyle yazdım.
Benim için sevgi (sizin için yanlış olabilir); karşı taraf olmasa da hayatına devam edebilen ama bir partner olursa onun kattıklarıyla hayatı daha da zenginleştiren, birbirine muhtaç olmayan ama bir araya gelince hayatı daha güzel ve yaşanabilir kılan, incitmeden ve kırmadan sevmeyi beceren, partnerliğin sadakat üzerine kurulu bir sözleşme olduğunu bilen ve aksi bir durumda ayrılmasını bilen, karşı tarafı nesne değil özne olarak görebilen, iletişim kurabilen ve sağlıklı bir bağ için mücadele gerektiğini bilmektir. “Seni seviyorum” kısa bir cümledir; ama sevgiyi gerçekten bu şekilde tanımlarsak söylemesi çok zor bir cümledir. Bu kısa, sihirli cümlenin hakkını vermek kolay değildir.
Bu metni moral bozmak için yazmadım. Ama tüm çevrenizi düşünerek siz söyleyin: Sevgi mutluluk getirir mi? Instagram’da çocuklarıyla poz verip mutluluk tablosu çizen ama iç dünyalarında derin mutsuzluklar yaşayan çiftleri düşünün eminim çevrenizde bolca örneği vardır. Bence sevgi mutluluk getirir, ama önce sevginin ne olduğunu ne olmadığını görebilirsek. Yukarıdaki örneklerde o insanlar için sevginin tanımı. Ben insan kendi ruhunu, gölgelerini, ihtiyaçlarını, zaaflarını ve karanlık taraflarını öğrendikçe sevgiye yaklaşabileceğine inanıyorum. Kendini tanımayan, içinde değerini görememiş bir insana verilen sevgi zehirden farkı yoktur. Ve panzehirde çocuk benliğini tanıyarak farkında olma yolculuğudur.
Şimdi siz söyleyin sevgi iyileştirir mi ya da hangi sevgi sizi iyileştirir?
Sevgilerimle,
(Bu yazıyı Fatoş Tapan ile konuşmamıza istinaden yazdım. Buradan geriye dönüp baktığımda hatıra olarak kalması için not düştüm)